HANİMİŞ MİRAS?

Nerdesin?  Onlarca 'kız sen nerdesin?' mailim birkaç tanede  'nereye kayboldun' yorumum var yazılarımın altında. Demek ki m...

MAZİİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MAZİİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2016 Cuma

KESMECE AŞK - ÇILGINLIK

5 günde, hiç tanımadığınız bir adamla nasıl evlenilir?


Şimdi size çok ilginç bir olay anlatacağım. Ama önden, arkadan biraz grizgah yapmam lazım ki beni deli sanmayın. Çünkü dümdüz anlatınca insanlar aklımı peynir ekmekle yediğimi sanıyor.

Hayatınızda yaptığınız en büyük çılgınlık ne? Genelde dönüm noktalarıdır. Evlenmek, çocuk yapmak, istifa etmek, çok yakınınıza rest çekmek, büyük bir yalan, itiraflar, anlık dürtülerle verilen kararlar.. bla bla bla... Şimdi size aklı başında insanların yapmayacağı birşey anlatacağım. Bu post, evde kaldım sananlara, bir daha aşık olamayacağına inanlara, hayatımda kimse yok diyenlere, umutsuzluğa düşenlere gelsin.

19 yaşımda, üniverste sınav sonuçlarımı beklerken, bir tiyatro klubüne girdim. Herkesin genç olduğu(orta yaşı bulanların bile), yazlık dizi havasında, havada aşk kokularının olduğu, vurdum duymazlığın dibe vurduğu, eğlenceli ortamlardır tiyatro klüpleri. Ne kadar renkli bir ortam olduğuna ŞURADAN bakabilirsiniz. Oturduğum semtte tesadüfen oturupta o klübe gelen birkaç kişi bile vardı ki tiyatro salonuyla çok alakasız bir semtte oturuyordum. Haliyle 19 yaşında bir kıza asılan, baya oyuncuyla karşılaştım ama o dönem uzatmalı bir ayrıl bir barış modunda bir sevgilim vardı. Hava harp okulunda okuyordu. Aramızdaki aşk bildiğin bitmişti ve ben 3 senenin sonunda, bir çok duyguyu tüketmiş bir insan olarak, bir daha böyle heyecanları yakalamamın zaman alacağına adım gibi emindim. Ben, o herkesle  çıkmayan, gidenin yasına hürmeten uzunca bir süre bekleyen tiplerdenim. Resmen benden geçti diye düşünüyordum. Eve birlikte döneriz diye, birkaç kişi de vardı telefonum ama, daha klübe başlayalı birkaç gün olmuştu.

Daha önce yazdıklarımdan az buçuk anladıysanız klüpteki kızlar görür görmez sevmediler beni. Aralarına yeni katılan bir kızın dikkat çekmesi pek işlerine gelmedi. O kadar ki birgün biri soyunma odasına  pat diye daldı. Beni iç çamaşırlarımla görünce önce bir dondu. Gülümsedim ve hiç yokmuş gibi giyinmeye devam ettim. Heheeey 55 kiloyum o zaman, göğüslerim 90 beden, hatta tam olarak 90-60-90 ım. Benden nefret etmen için daha çok sebep vereyim canım ben sana.
-Seni hiç sevmiyoruz biz.
-Aa aa ne kadar güzel bir giriş. Üzülmem mi lazım.
-Bil istedik.
-Okey. Çıkarken kapıyı kapat. Rüzgar yapmasın.
Arkasından bu çocukça hareketine daha çok güldüm. İlgi bekleyen bir ergendi sadece ve bu entrikaya üzüleceğimi sanmıştı. Ah garibim bilmiyor ki ben alışkınım.
Tanımadığın bir insanı neden sevmezsin. Hatta bir de neden bunu söylersin hala anlam veremem buna. Tahmin edilebileceği gibi kız sonra totomdan ayrılmadı. Hatta bir kısa film bile çektik onunla.

Tam o gün evde akşamüstü, çok büyük bir kıyamet kopuyordu. Beni takip edenler, babamla pek anlaşamadığımı bilir. Her üniverste mevzusu açıldığında polis olacaksın diye tutturdu. Annemin de ben istemediğim için karşı çıkmasıyla, geniş kapsamlı sülaleyi içine alan bir kavga çıktı. O kadar canım sıkılmıştı ki, başımı alıp gitmek istedim o gece. Kafamda ne yapacağımı evirip çevirirken bir mesaj geldi. 
-Yarın provaya geliyor musun?
-Yok gelmiyorum.
-Ama gelmen lazım rol dağılımı var.
-Benim için farketmez. Hoca ne bulduysa onu versin. Pala Mahmut yapsın isterse.
Bir an, Kimle mesajlaştığımı bile hatırlayamadım. Klüpten birkaç kişiyle böyle mesajlaşıyordum. Zaten klübe gireli 5 gün olmuştu. 
-Canın mı sıkkın senin?
-Evet
-Yarın buluşalım o zaman,  Moralin düzelirse gideriz klübe.

Ertesi gün buluştuk. Akşama kadar sohbet muhabbet ettik. Canım o kadar sıkkındı ki oturduğumuz kafede sigara ve kahve dışında hiç birşey yemedim. Akşama doğru otobüs durağına doğru yürürken kavun karpuz satan bir tezgahın önünden geçtik ve birden içimin nasıl yandığını farkettim.
-Kavun alalım mı?
-Eve mi götürüceksin?
-Yoo yiyelim işte
-Nerde yiyeceksin kavunu Miras?
-Kavuncu amcalar keser bize. Şu karşıdaki parkta yeriz.
Oturduk bir parka. Kestirdiğimiz kavun ve büyük bir şişe suyla.  Karşımda o kadar kibar yiyordu ki kavunu, aman üstüne damlasın aman elleri berbat olmasın diye ne yapacağımı bilemedim. Bir ona baktım. Bir kavuna baktım. İçim daha çok yandı. Sonunda kavun galip geldi ve kafamı gömdüm koca bir dilimin içine. Kahkaha sesiyle kaldırdım kafamı kavundan. Yanaklarımdan kavun suları ve çekirdekler akarken.
-Neye gülüyosun, hiç mi kavun yiyen, içi yanmış birini görmedin.
-Çok tatlısın sen. Evlenelim mi?
-Olur.
Sonuçta kavun aldı bana. Kavun bitene kadar bence olur. Aradan bir yarım saat geçti. Kavun bitti ama espri bitmedi. Gayet planlı, programlı bir evlilik planı çizdi. Kafama bir balyoz indi. -Şaka yapmıyor.- Ciddiydi.
Nasıl güveneceğim ki ona? Ulan salak o sana nasıl güveniyor. Ya manyaksa? Evdekinden daha manyak olamaz. Üniversite? Evli olan okuyamaz diye bir kural mı var. Tipide iyi. Güzel giyiniyor. Arabası var ama tamirdeymiş. Orta halli o zaman. Amaaaaan başlarım. Karşımda en az benim kadar deli bir insan var. Adam hiç tanımadan evlenme teklif etti. Tencere kapak misali bu kadar delisini nerden bulacaksın bir daha. O bir zar attı. Ben neden atmayayım. O kadar manyak mısın Miras. Dur bir düşüneyim. Evet Manyağım. Olmadı boşarım. Bunu da bi deneyeyim o zaman.
-Eve gidiyorum ben.
-Niye?
-Anneme söyleyeyim evleneceğimi.
-Hee kabul ettin yani
-Teorik olarak ettim ama bu gibi durumlar için insan bi tek taş taşır yanında
-Pardon ya ben ne bileyim evleneceğimi. Evden çıkarken 'bugün bi kıza evlenme teklif edeyim bari' diye çıkmadım sonuçta.

Evdeyse tam olarak şöyle bir ortam oluştu. Yatak odasının koltuğunda bir adet baygın anne. Yatağın üstünde elinde telefon sırıtan bir adet ergen ve havada uçuşan mesajlar.
-Ayyyyh kızım sen öldürücek misin beni? Ben erken yaşta evlendim de bok var gibi sen kimle evleniyosun? Kaç yaşında?
Heee bunu sormadım bak. Çaktırmadan mesaj atayım bari "yaşın kaç?" 
-26 mış anne.
-Mış ne kız! Sen tanımıyo musun bu adamı.
-Olur mu anne tanıyorum işte.
-Ne iş yapıyor bu adam yaşı da büyük senden. Kız sen hamile misin yoksa koparırım o etlerini.
-Yok be kafayı mı yedin. Ne hamilesi. Ne iş mi yapıyor.
Haaah şahane. Harbiden o kadar saat konuştuk ne iş yaptığını hiç sormadım ben nasıl bir manyağım. Allahım inşallah işi vardır. Yaz Miras "Ne iş yapıyosun sen?"
-Haa belediyedeymiş anne. Bilgi işlem uzamanıymış-tır-mış-dı-ecek acak (zaman dilimlerini birbirine soktum). Yani öyle. Bayağı uzman anne.
-Ha iyi bari memur. İşi var belediye iyi.
Anaa memur karısı olucam. İyi bişeydir herhalde. 
Bu sorular böyle gitti. Her soruda bir mesaj. O akşam annemin sayesinde tanıdım neredeyse onu. Anasını babasını, işini, gücünü.. Görücü usulü evlensem hakkında daha çok bilgi sahibi olurdum herhalde. 2009 da 25 temmuzda bu olayı yaşarken, hiç birşeyin farkında değildim. Hatta umrumda da değildi. 2010 da 25 temmuzda evlendik. Şimdi düşününce çok büyük bir riskti. Onun ailesi de olayı aynı şokla karşılamış. Ben evleniyorum dediğinde, hangisiyle diye sormuşlar. Çapkın çıkabilirdi, dövmeyi seven, saygısız bir adam olabilirdi, çalışmak istemeyen bencil bir hayvan da olabilirdi. Ben yollu olabilirdim. Kıskanç dırdırcı çıkabilirdim. Bence o da manyak. Ama olmadı. 7 senedir, o kadar çok sevdik ki birbirimizi, ilgimizi azaltamadığımız için çocuk bile yapamadık. Unuttuk yapmayı. Birşey unuttuk diyorum arada bir. Haa çocuk, bir ara yaparız deyip yine unutuyorum. 

Siz farkında olmadan buluyor aşk sizi. Çaktırmadan, hissettirmeden... 3 gün sonra hiç tanımadığınız biriyle pat diye evlenmeye karar vermeyin siz gene de o bana has bir kafa ve çok riskli ama dünya öyle hızlı dönüyor ki birkaç gün sonra ne olacağını, hayatın ne gibi mucizeler üreteceğini bilmeniz imkansız ama bunu düşünerek umuda tutunmak daha kolay yaşamayı sağlıyor.
Dünya bile 7 günde yaratıldı. Biz 5 günde anladık, birbirimiz için yaratıldığımızı. 5 gün önce adını bilmediğim adam, hayatım oldu.Bir kere çok büyük bir sorunumuz oldu ama hiç olmadı diyen beri gelsin. O kadar renkli bir evlilik yaşadık ki, kimse inanmadı karı koca olduğumuza. Aynı evi paylaşan iki sevgili olduk. 

Kavunun faydaları saymakla bitmez. Vitamin, sindirim sistemini düzenleme, bağışıklığı güçlendirme, koca bulma, hepsi bir arada (kavunla koca bulan tek salak benim demi? Acı gerçek.)
Her 25 Temmuz da pasta yerine kavun keseriz biz. Kesmece bir aşk yaşadık. Bir dilimin tadına bakıp anlayabildik güzel olduğunu kavunun. . Her hapşırdığımda 'ömrüm senin olsun' dedi. Benim cevabım da hiç değişmedi; benimki de senin... 


11 Mayıs 2016 Çarşamba

NE KADAR REZİL OLUNABİLİR? -NEY-

Ananasla bakışıyorum. Bir elimde rakı bardağı var. Can gitar çalıyor bize. İnsan evlendiği insanın marifetiyle gurur duyar bense çomak sokmaya çalışıyorum. Sebep: çok sarhoşum ve Can şarkı söylemeye başlayınca tam zamanlı konseri bitene kadar durmaz. O kadar içmişim ki müzik dinlemek değil saçmalamak istiyorum.

Dört kişiyiz masada. Mezelerden rakı bardaklarını koyacak yer yok. İki şarkı arası herkese soruyorum. Bir enstruman çalıyor olsaydınız siz ne çalardınız? Can zaten gitar çalıyor. Biri keman diyor. Ben davul. Başka bir arkadaş ney diyor. Ney diyor ney. O an kafamın üstünde bir ampul yanıyor. Bizim evde ney var. Bizim evde ney niye var? Nasıl geldi o ney bizim eve bilmiyorum ama var onu biliyorum. Ben çok saçma bi insan olduğum için evde ney çalan biri olmadığı halde mevcut olmasını garip karşılamıyorum. İşin garibi, bana alışık oldukları için o insanlarda garip karşılamıyorlar. O kafayla evdeki neyi bulmaya karar veriyorum. 'Salak! Sanki bulsan çalabilecek misin? Bi tarafına mı sokucaksın bulup, otursana oturduğun yerde' diyen meleği sol omzumda sanıyorum. Halbuki o sağ omzumdaymış da bana iyilik ediyormuş (sağımı solumu hep karıştırırım zaten)


20 Şubat 2016 Cumartesi

KARİYER KAKOZLAMA

Ömrümüzün en verimli kısmı nerede geçiyor hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Neden? Saçma bi insanım ben. Oturup normalde insanların düşünmediği şeyleri uzun uzun düşünürüm.İşte! Öyle değiş, İŞ! Ortalama 30 yıl çalışsak ki günde 8 saat hafta da 5 gün olsa bile 7920 gün 63360 saat çalışıyoruz. 

Esas işim işletme. Ürün, stok, vade ve pazarlık konusunda iyiyimdir. Bununda temeli muhasebe ve satın alma. Yani hesap kitap yapabiliyorum. Bunu nerden öğrendim. Deneyerek. Peki ilk denediğimde buldum mu başarılı olduğum alanı? Tabiki  hayır. Mirasım ben. Aksiyonsuz yaşamayı bilmiyorum.

Albümün adı yaşamak bu değil. - Farkettim abi!
İlk iş deneyimlerimden biri radyo dj idi. Bu çeneyle aklıma gelen ilk meslek o oldu. Çok da zevkli bir meslektir. Birkaç pürüz dışında mutluydum da. Sorun şuradaydı. 22 yaşındaydım ve yayın saatim 7 idi. Bu bir sorun değil aslında ama sorun buna bağlı çünkü karga kakasını yemeden başlayan programım arabeskti. Çalıştığım radyo kanalı arasbeskti eyvallah da mubarek, ey cemaati müslimin sabahın o saatinde Cengiz Kurtoğlu abimizi kim ne yapsın. Millet daha yüzünü yıkamamış, radyo söyleyemem derdimi kimseye diye bağırıp duruyor. O saatte ne derdi olabilirde insanın da açıp beni dinlesin. Nedir yani sevdiğin poğaça mı bitmiş pastanede. Kahvenin sütü mü yok. Arabeske neden özellikle gıcık olduğuma ŞURADAN bakabilirsiniz! İnsanın sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş.

Nasıl bir sapıksın Burhan Çaçan. Liseli Vardı ya ah o liseli. Kısacık etekli dar elbiseli. Bu şarkıyı yazdığında 40 yaşındaydı. Ben sabah sabah bu şarkıyı sunup pedofilileri tatmin ederken sözleri duymamak için kulaklıkları çıkartıyordum. Sürekli kulaklıkları çıkardığım için bazen sunduğum şarkıyla, çalan birbirine uymuyordu bile. Hatta bir sabah, bütün program boyunca bizi arayın diye, BAMBAŞKA bir numara anons etmiştim.Uyku sersemi ne dediğimi biliyor muyum ben.

22 Kasım 2015 Pazar

BEN BİR BARDAĞIM

Kör kütük sarhoş olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum. Atarım giderim kime, tam olarak emin değilim. Putin'e sövdüğümü hatırlıyorum bir ara, Kıvanç BaldanTatlıtuğ un o sarı saça aşırı yanık tenini şiirsel bir dille eleştiriyorum. Gazımı alamayıp, tecavüze uğradıysa bile kadın ölsün, bebek niye ölsün diyen devlet bakanına bir güzel giydiriyorum. Yetmiyor. Ana avrat sövüyorum ama nasıl tatlı sövüyorum. Sonra kimin anasına sövdüğümü hatırlayamadığım için vazgeçiyorum sövme işleminden. 


12 Kasım 2015 Perşembe

LİMON

-Bütün hasstane memuşlerimi gördü.
-Efendim aneanne bişey mi dedin?
Bacağı yarılıp, oradan alınan damarı, kalbinde tıkanan bir damarla değiştirdikleri anneannemi görmeye gittiğim hastanede, o zor duyulan kısık, şiveli sözcüklerini anlamak için daha da eğildim.
-Bütün hasstane diyirem memuşlerimi gördü.
Çok mu serum verdiler kadına naaptılar.
-Anneanne naapsınlar senin memuşlerini kurumuş limona dönmüştür onlar. Görseler ne olur görmeseler ne olur. Boydan boya yarmışlar karnıyarık yapmışlar seni derdin memuşlerin mi şimdi.


Temsili anneanne memuşu

Allahım gülmek istemiyorum tut beni. Ne düşüneyim. Ölmüş meğersem öyle düşüneyim gülmem o zaman. Töbe töbe, öyle de çok üzülüyorum. O kadar üzülmeyeyim o zaman memuşleri düşünüp güleyim öylesi daha iyi.
-Limon senun memuşlerin! Südlük (sütyen) tahıyım dedim tahtırmadılar. 
O yakışıklı doktorlarında tek hayaliydi senin biri doğuya öbürü batıya bakan memuşlerin.
-Aç bakçam. Benim 24 yaşındaki memuşlerime iftira atıyosun bence seninkiler limon.

10 Kasım 2015 Salı

ANNEMLE İBRAHİM TATLISES'İN İLİŞİĞİ

Annelerin meşhur terlik fırlatma ritüellerini bilmeyen yoktur. Genelde bir çok annenin uzmanlık alanı olarak bilinse de benimki uzak doğu dövüş sporları tadında çalışmalar yapıyor ve resmen sanat icra ediyor. Yan yana odalarda  olduğumuz halde, oturduğu odadan U dönüşü yapıp benim odaya gelmiş terlik gördüm ben. Tamam abarttım. Yinede hedef alma konusunda çok yetenekli.
İnsan annesini düşününce aklına sevgi dolu çocukluk anıları gelir ya hani, benim İbrahim Tatlıses geliyor. Nasıl bağdaştırdığımınsa çok ilginç bir anısı var.

İlham alınan kadınlar adına

Yine ergenliğimden bir zaman diliminde (evet cebimde çok birikmiş ergenlik anısı var) sabah uyku sersemi okula gitmeden evvel,sırtımda okul çantam, tam kapıyı çektiğim sırada dosyamı unuttuğumu farkettim. Anahtarla kapıyı açıp, dosyamı toparlayıp, alıp çıktığımda bu seferde okul çantamı içeride  unuttuğumu anladım. Tekrar anahtarla kapıyı açtım. İçeri girdim, bir elimle dosyamı sıkı sıkı tutup öbür elimle o kalın kabanın üstüne küp gibi çantayı geçirmeyi başarıp dışarı çıktığımda anladım ki bu seferde anahtarlarım yok! Genelde anahtarına sahip çıkamayan bir insanım. 
Artık etrafımdaki insanlar beni anlayışla karşılıyor, çilingirde veresiye defterimiz var, akşam yerim zılgıtımı boşver, deyip aşağı indim. O da ne? Yağmur yağıyor. 

3 Kasım 2015 Salı

ÇİZİK KESTANELER

İlk aşk! Sonradan anlattığınızda rüya gibi anlatırsınız. Çocukluklarınızı, salaklıklarınızı, tüm o tecrubesiz yanlışlarınızı. Her şey çok güzeldir ama. Çünkü, herşey büyülüdür. İlk keffedişinizdir. Dokunmayı, bakışmayı, bakışları kaçırmayı... 

işte bir dengesizlik hikayesi daha geliyor. Dürüst olmak gerekirse, yaşamam gereken bir rüyayı nasıl kabusa çevirdim hiçbir fikrim yok. Sanırım başından yanlıştı. Bir kere bir erkeğin neresine aşık olursunuz önce? Tamam benim aşık olduğum arkadaşında derya deniz gözleri vardı, kumraldı, karizmatikti, çok efendi ve ilk bakışta bilgiliydi ama ben bunların hiç birini bilmiyordum. Çünkü sırtına aşık olmuştum!

9 yıl önce, okuldan kaçmaya çalıştığım bir sabah, bekçi kulübesinin yanında sağa sola volta atarken, benimle aynı işlemi yapmaya çalışan birinin sesini duydum. Sanırım bekçiyle araları iyiydi ki anlaşmaya çalışıyordu. İnce ve kibar bir sesi vardı ama ne dediğini tam duyamıyordum. Üstüne üstlük yüzünü de göremiyordum. Ama aşık oldum. Nabzım yükseldi, nefesim tıkandı, heyecanlandım ve kelebekler mideme s*çmaya başladılar. Kelebeklerin bu terbiyesiz faliyetinin sebebi muhtemelen, vucudumun geçirdiği evrimi saçma bulmalarıydı. Sonra bir kalabalık oldu ve kayboldu gözden. Bekçi amcayı mı öpsem, düşüp bayılsam mı, noluyo lan bana diye şaşırsam mı karar veremedim. Her ergenin yaptığı gibi gidip o zaman ki en yakın arkadaşım Gülay'a anlattım. Kim dedi haliyle. Neye benziyordu. Haaaaa dedim o an aydınlanmış olarak. Bilmiyorum! O an aklıma geldi yüzünü görmediğim.Erosun suçu. Oku adamın götüne atmış, yüzüne atsa görürdüm bende.

27 Ekim 2015 Salı

YANIK KREMİYLE İNTİHAR ETMEK!

Bir laf var ya hani, gençliğimi geri verseler, ben yine onu saçma salak yerlerde harcarım, o yüzden hiç zahmete girmesinler, o misal benimde. Niye bu kadar saçma anı sahibi bir insanım bilmiyorum. Sürekli kendimi sorguluyorum. Yoo ben gayet mantıklı, akıllı bir insanım. Diğerlerine bakıyorum, onları niye bulmuyor bu absürtlükler (he evet senin içinde geçerli bu, senide buluyorsa bi yorum at da kendimi yalnız hissetmeyeyim, allah rızası için).

Lisede öss ye hazırlanabilmek için herkesin rapor aldığı dönemler, burnum için estetik operasyon yaptırdım. Fatih Sultan Mehmetle aynı burna sahip olmak 17 yaşındaki bir kız için çok zor olabiliyor.Burnum paravan görevi görüyordu resmen. Sağdan bakınca sol taraftaki manzara görünmüyordu. Eşşoğlueşşek hödük sevgilim, telefonla konuşurken burnum kaşınıyor dediğimde, kaşı kaşı bitmez o burun, ben kapatıyorum telefonu deyip dalga geçtiği içinde yaptırmış olabilirim. Çeşitli sebepler mevcut.

21 Ekim 2015 Çarşamba

REZİL OLMAK! HUYUM

RAFLARA SIĞMAYANLAR
Evime girenlerin istisnasız verdiği ilk tepki: Bu kadar kitabı okudun mu  oluyor. Okudum deyince bide inanmıyor manyaklar. Süs eşyası isteseydim bu kadar kitabın parasıyla, evi antika dükkanına çevirebilirdim. Yok çeyizim diyorum. Ciddi sanıyorlar. Akılları almıyor evdeki bütün kitapları okumuş olmamı. Bütün raflarım, ünitem, bulabildiğim her boşluk dolu. Takriben 600 ü aşkın kitap var. Sonra, esas manyak olan benmişim gibi bakıyorlar. Senede kaç dizi, kaç film izlersin diye soruyorum. Sayamıyor bile.  Şimdilerde senin izlediğin filmlerin kitaplarını senden en az 1 sene evvelden ben okumuş oluyorum diyorum. O zaman mantıklı geliyor sanırım biraz. Yinede salak olan benmişim gibi bakıyorlar.


17 Ekim 2015 Cumartesi

BİR ALDATMA ŞOVU

Aldatılınca ne oluyor? Ne yapılabilir yakalayınca. Tokat mı atılır? Gözler dolu dolu manidar mesajlar mı verilir. Depresyona mı girilir? En fazla ne yapılabilir. Onu öldürmek. Kendini öldürmek. Kusura bakmasın kimse. Hiç zahmet etmem.  Tavrım net. Yüzümü bir daha göremez. Tenezzül edip neden yaptın diye bile sormam.


O ELİ KIRARIM
Lisede ayrıl barış tarzı uzun dönem bir ilişkim vardı. Bu hödük, barışılacağı belli ayrılık dönemlerinden birinde kendine yeni bir sevgili edinmişti! Kendimi teoride olmasada pratikte bayağı aldatılmış hissetmiştim. İşin pis tarafı kız bayağı güzeldi. Okulun arkasındaki parkta ben kızın resimlerine bakıp ağlarken, gerizekalı arkadaşlarımın beni teselli edemeyeceği kadar güzel hemde.
-Bööööğğğğ (sümük sümük, salya sümük)
-Miras ağlama artık ya sen daha güzelsin. (1. gerizekalı arkadaşım)
-Lan çarpılcaz yalan söyleme göz var nizam var (2. gerizekalı arkadaşım)
-booğğğğğğ (ben)
-Ya kaltak bişey sanki (2. gerizekalı arkadaşım)
-He o kaltak biz değiliz yani (1. gerizekalı arkadaşım)
-Ne biçim teselli ediyosunuz bööğğğğğ (ben)

16 Ekim 2015 Cuma

KISKANÇ DEĞİLİM AMA ALDATIRSAN BOĞARIM

O tabağı bitir Miras arkandan ağlar diyor annem. Bitirirsem ben onun arkasından ağlayacağım diyorum. Kilo alıyorum. Ama nimet diyor bu sefer. Diyet nimet dinlemiyor annnem. Senin kadar kimseeee, kiloyu sevmiyor aaaannem.

Kıskanç değilim. Kıskançlığı tamamen özgüvene bağlarım. Kendine güvenen, güzel, erkeğini seven, bunu hissettiren kadın aldatılmaz. Yok lan, aldatan yine aldatıyor. Bak, balon dudak Angelina Jolie'e. O bile aldatıldı. Ama benim kocam da bir Brad Pitt değil sonuçta (elimdeki güzel ama ben daha güzeline layığım diyemez). Ben elimden geleni yapayım da günah benden gitsin. En azından yüzüne tükürsünler. Tüüü taş gibi kızı bırakıp elin aşüftesine gitmiş şerefsiz desinler. Sempati toplarım. Gel de anneme anlat.