HANİMİŞ MİRAS?

Nerdesin?  Onlarca 'kız sen nerdesin?' mailim birkaç tanede  'nereye kayboldun' yorumum var yazılarımın altında. Demek ki m...

TESPİTLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TESPİTLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2016 Cuma

LAHANA DİYETİ - EBRU ŞALLI KATKILI!

Her kadının etrafında vardır kendisiyle yarışan başka bir kadın. Ben de nihayet kendiminkini buldum. Yengem. 33 yaşında ve iki çocuk sahibi ama bizim bedenlerimiz aynı. Çok beğenip aldığım kareli pantolona o da giremedi bende. Pantolonun düğmesi ne yaparsak yapalım kavuşmuyor. Niye aldın diye sormazsınız sanırım az buçuk beni tanıyorsunuz, gereksiz işler insanıyım ben. Kısaca dötü göbeği salmışım gençlik. Şu meşhurlar meşhuru lahana çorbasını denemek için çıktım yola. Rivayete göre bir haftada en az beş kilo vermem lazım.

Immm mis gibi sebzeli çorba. İçinde soğan var. Havuç var. Domates var. Kereviz var. Lahana var. İlk gün, ilk öğün adam gibi oturup yedim taze taze. 

Öğlende değişiklik olsun dedim limon sıktım yedim. 

Akşam biraz daha değiştirip, yedi bahar baharat koydum nam-ı diğer poy döktüm. Ih ıh ıh mis gibi. Kedimi ferahlamış ve rahatlamış hissediyorum. 1. gün sadece meyve yeme özgürlüğüm olduğu için biraz mide bulantısı çektim. Tatlı tatlı baydı. Akşama da plates yaptım ve bol bol Ebru Şallı biciği gördüm.

İkinci gün dirayetle kalktım. Sabah, limon sıktım olmadı. Baharat  döktüm olmadı. Sade yedim.  
Öğlen, biraz tuz ekledim ve ağzımı yüzümü burnumu buruştura buruştura yedim. Akşama fırına patates sürdüm. Çünkü sadece sebze yeme hakkım vardı bugün. Tabi Ebru Şallı biciği görmeden bu günü es geçmedim.



Üçüncü gün. tuz kattım olmadı, limon sıktım olmadı. Baharat döktüm olmadı. Bende çorbayı döktüm. Hatta Türkiye de ki bütün lahana tarlalarını yakmak gibi bir eylem planı geliştirdim. Pazarda falan görünce futbol topu muamelesi yapıp tekmelemek istiyorum. Bu diyeti başka yapan varsa çağrımdır: Gelin bize lahana ithal eden ülkelere savaş açalım. İnsanlık dramı bu. Platese devam ama Ebru Şallı biciklerinden de artık Lahana kadar nefret ettim. Ona da çağrımdır: Bacım bi sütyen alalım sana o kadar parayı napıyosun? Magnezyum kalsiyum denen tuvalet dostu, cırcır yapan zımpırtıyı içip 2 saat tuvalette kitap okudum. Yeter ki o lahana bünyemden çıksın.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

NE KADAR REZİL OLUNABİLİR? -NEY-

Ananasla bakışıyorum. Bir elimde rakı bardağı var. Can gitar çalıyor bize. İnsan evlendiği insanın marifetiyle gurur duyar bense çomak sokmaya çalışıyorum. Sebep: çok sarhoşum ve Can şarkı söylemeye başlayınca tam zamanlı konseri bitene kadar durmaz. O kadar içmişim ki müzik dinlemek değil saçmalamak istiyorum.

Dört kişiyiz masada. Mezelerden rakı bardaklarını koyacak yer yok. İki şarkı arası herkese soruyorum. Bir enstruman çalıyor olsaydınız siz ne çalardınız? Can zaten gitar çalıyor. Biri keman diyor. Ben davul. Başka bir arkadaş ney diyor. Ney diyor ney. O an kafamın üstünde bir ampul yanıyor. Bizim evde ney var. Bizim evde ney niye var? Nasıl geldi o ney bizim eve bilmiyorum ama var onu biliyorum. Ben çok saçma bi insan olduğum için evde ney çalan biri olmadığı halde mevcut olmasını garip karşılamıyorum. İşin garibi, bana alışık oldukları için o insanlarda garip karşılamıyorlar. O kafayla evdeki neyi bulmaya karar veriyorum. 'Salak! Sanki bulsan çalabilecek misin? Bi tarafına mı sokucaksın bulup, otursana oturduğun yerde' diyen meleği sol omzumda sanıyorum. Halbuki o sağ omzumdaymış da bana iyilik ediyormuş (sağımı solumu hep karıştırırım zaten)


3 Mayıs 2016 Salı

MİM - RÖPORTAJ

 1- Müzik listenizdeki ilk 10 şarkıyı paylaşın. Dinlerken nasıl hissediyorsunuz ?  


1-Ceylan Ertem - El adamı ; O kadını şarkı söylerken izlemeyi seviyorum. Cover parçalar da her zaman hoşuma gitmiştir. 

2-Duman-Kırmış kalbini ; Bütün dünya toplanıp bana eziyet etmiş de Kaan efendi hepsine gününü gösteriyormuş gibi rahatlıyorum.

3-Ferudun Düzağaç - Sevdadandır ; Parçanın ismi bu olmayabilir. Feridun düzağacın bir gece vakti kuşlardan da küçük olduğunu idda etmesi...

4-Cem Adrian - Aşk bu gece şehri terk etti ; O adamdan o ses nasıl çıkıyor acaba diye diye dinliyorum. 

5-Ceylan Ertem - Ah bu şarkıların gözü kör olsun ; Olsun tabi

6-Gripin-Yalnızlığın çaresini bulmuşlar

7- Göksel - Kuş : Benden olsa olsa karga olur gerçi sesim çok kötü 

8- Göksel - Sen orda yoksun ; Yokken bile şarkı söylüyorum sana bide orda olsan neler yapıcam düşün.

9- İlhan İrem - Anlasana ; Bi türlü anlatamadım kendimi

10- Can bonomo - Meczup ; Yorumsuz.

Ne hissettiğim hakkında her hangi bir fikrim yok. Zaten her birini her dinleyişimde farklı şeyler düşünüyorum. Mesela yemek yaparken rendeyi bulamadığımda da Sen orda yoksun parçasını söyleyebiliyorum.

2- Göbek adınız nedir ? Sizin için önemini anlatabilir misiniz ? 

Göbek adım yok. Ama göbeğim var. Bende kendi göbeğime kendim isim verdim. Dubuk diyorum ona. İnşallah kilo verince gidicek. Yoksa yeni bir kimlik çıkartmak zorunda kalacağım.

20 Ekim 2015 Salı

BLOGGER BLOGER I KISKANIR. OLAN CAN A OLUR

Bu blog saolsun, bir sürü sevimli insanla tanıştım. Sık sık gülümsedim, kahkaha attım, insanların yorumlarıyla genişledim. Ama bir sıkıntım var. Bloglara baktıkça ne kadar beceriksiz olduğumu görüyorum. Gamze S mesela (http://gamzenindunyasi74.blogspot.com.tr) Kadın hem çocuk yapmış. Hem bloğunda yemek konusundaki yeteneklerini sergiliyor. Yetmiyor bir de makyaj ve bakım hakkında birşeyler paylaşıyor. Hayır, çocuk, güzellik, ev işleri, üstüne yazmak nasıl oluyor aklım almıyor. Bir de istanbul hanımefendisi var ki bloğa girince ağlamak istiyorum (http://istanbul-hanimefendisi.blogspot.com.tr). Bir pasta yapmış, benim bakıp tarifi anlamam yarım saat sürüyor. Yapmaya kalksam gitti gün. Eminim onun için yapmak yarım saattir. O pastayı yiyebilmemin tek imkanı bu hanımefendiye komşu olmak. Yoksa çok zor. Bence o da güzel bir kadındır. Yetenekli kadınlar zaten hep güzel gelmiştir bana. Bencede kadın dediğin böyle olmalı. Zorunluluk olmamalı yemek, çocuk, bakım. İçinden geliyor insanların. Benim de geliyor ama neremden, onu tam bilmiyorum.


bizde olay bu


15 Ekim 2015 Perşembe

ZENGİNLİK ÇOK ZOR!

Zenginin malında gözümüz yok aslında. Her daim, bir ev, bir arabam olsun. eve de ortalama 5 bin para girsin yeter diyen insanlardanım. Türkiye şartlarında bu, çok rahat yaşamak anlamına geliyor. Ayrıca, benim olan herşeyi de kendim kazanmak isterim. Yok miras kalsın, yok zengin koca bulayım (ki bulamadım) falan istemem. Sanırım gerizekalıyım. Gerçi olurda bir miras kalırsa, kendimi bu fikre alıştırabilirim. İstemem yan cebime koy. 




İlerleyen yaşlarımda farkettim ki, zenginlikte gözüm yok, çünkü ben zengin yaşayamam. Bir çantaya bin lira verilir mi, Yuh lan, alt tarafı dört tekerlek 400 bin bir arabaya çok değil mi, aman telefon işte 5 bin liraya yazık değil mi diye diye, bir fukaralık çöktü üstüme. Cimri desen değilim. Bayılırım alışverişe falan, ama çok zengin olsam da bu paraları vermezdim. Ortalık aç susuz dolu. Çoluk çocuğa yardım ederim. Birgün çok candan bir arkadaşıma bu olaydan bahsettim. Totosuyla güldü bana. Bundan iki yıl önce büyük bir otelde çalışırken yaşadığı bir olayı anlattı.

30 Eylül 2015 Çarşamba

BENİ BENDEN KORUYAN ORGAN

Türkiye nin diğer illerinde nasıl bilmiyorum ama bulunduğum yere kış geldi. 2 gün önce don atlet dolaşırken bugün dolapta kazak mont arıyordum. Bir müsade etseydin sayın Mikail, kışlıkları yerleştirseydik. Ne bu acele.

Akşam ayazından aklım gitmiş bir şekilde, apartmanın önünde aşağı yukarı koşturuyorum. Kapıya kadar gelip birşey unuttum deyip aşağıda arkadaşlarıyla muhabbet eden eşime bir şeyler soruyorum, arabada unuttuğum birşey var mı diye falan bakıyorum. Herşey tamam olunca apartman kapısına birkez daha geldim. Kapının üstünde bir anahtar var. Hangi salak unutmuş lan apartman kapısında anahtarı derken, kendi anahtarlığımı görüyorum. Bingo! O salak benim. İşte o an birşey farkediyorum. Hayatın anlamını bulmuşum gibi seviniyorum. Evet kesin salağım. Görende 1 saatte 20 kilo vermenin formülünü buldum sanar. Halbuki sadece insanın kendini koruma içgüdüsünü keşfettim. Hepimiz bildiğimizi idda ediyoruz ama o aydınlanma inmeden anlayamıyor insan.




Anahtara mal mal bakmam, salak dediğim için savunmaya geçmem, anahtarı unutuşuma yine kendi kendime açıklamalar getirmem, üstüne bir de zaten ben biliyorum bunu niye kendime açıklama yapıyorum demem 15 saniye sürüyor. Teessüf ederim salak sensin deyip 2. ye kendimi savunurken hakaret ediyorum. Bildiğin çıkmaza girdim kapının önünde. En son kıçım donduğu için içeri giriyorum. Halla kendimle mücadele halindeyim.

28 Eylül 2015 Pazartesi

MANİK MANYAK!

Herkesin hayatında, arkadaş ortamında gülerek anlattığı kaçık akrabaları vardır. Benim sorunumsa bu akrabalarımın sayıca, kaçık olmayanlardan fazla olması. Üstüne eşimin de normal sayıdaki kaçık akrabaları da eklenince gerçekten, kronik ülsere neden olacak kadar büyük bir kaos ve stres oluşturuyor. O kadar ki Canla bazen oturup, ruh sağlığı hormonlu aile bireylerimize  top 10 listesi yapıyoruz.

Genellikle birinci sırayı babam alıyor. Manik depresif, güç kaygısı yüzünden kompleksli,  etrafındaki herşeye takıntılı bir adam. Üniversite öğrencilerine tez olarak verilse, o öğrenci mezun olamaz.  Ama burada esas anlatmak istediğim küçük teyzem. Küçük dediysem 35 yaşında manyak.



26 Eylül 2015 Cumartesi

ODUN OLMAK YA DA OLMAMAK - İŞTE BÜTÜN MESELE BU

-Seni Seviyorum dedi Can, ben eve çıkarken. 
-Bende, dedim arkama dönüp. 
-Ben daha çok, dedi. 
-Evet, dedim. 
-En çok ben seviyorum, dedi. 
-Biliyorum, dedim. 
-Şımarık piç, dedi gülerek. Güldüm, eve girdim. Biliyorum çok romantik bir çift değiliz. Genel anlamda, önce telefonu sen kapat aşkım, denilince pat diye yüze telefon kapatan tiplerdenim. Çünkü Türk erkeğinin romantizmine güvenmiyorum. Romantik ol deyince hemen eve ufak mumlar koyup, koridora gül yaprağı  dökmeye çalışıyorlar.


Böyle bir şey olacak sanıyorlar

24 Eylül 2015 Perşembe

Uyursan Ölürsün

Kafamda çizdiğim yollarda yürüyorum. Kafam çok karışık. Yollar çok karışık. Bir kaç köşe dönüyorum. Hep aynı yerdeyim. Hızlanıyorum çıkmak için karmaşadan. Yollar toprak, taş, hatta çamur. Bata çıka koşuyorum. Düşüyorum sonra. Dizlerim sıyrılmış, avuç içlerim paramparça, çamura bulanmış kan, midemi bulandırıyor. Uyandım!




Rüya dediğimiz olay, bilinçaltımızdaki düşüncelerin resimlerle ilişkilendirilmiş halidir. Gelecekten haber vermez aslında. Öyle olsaydı eğer, rüyalarda bilmediğimiz şeyleri de görürdük ki evrende ki anlamı olan şeyler balık- kısmet, at-murat, kuş-haberden ibaret olmazdı. Sabah uyanınca, rüyasında, Uruguay tavşanını kovalayan pumanın anlamı nedir, diye soran birini hiç görmedim. Uruguay tavşanın anlamı yok mudur şu koca evrende. Irkçılık yapmayalım.

20 Eylül 2015 Pazar

BİNLERCE DANSÖZ VAR - BİRİ DE BİZİM EVDE

Çocukluktan gençliğe geçiş dönemimde, Alman tarihi, Fars dili ve edebiyatı, tenis, piyano ve bale dersleri.... Yok canım almadım onları. Böyle bir giriş yapmak isterdim .Yaptım rahatladım. Alanla da hiç tanışmadım. Alan o kadar insan da niye bana denk gelmez bilmem. Bunu düşününce, hapishaneye tekrar düşmüş Deniz Seki gibi mutsuz oluyorum. Bunun sebebini de anlamış değilim. Ancak bir dönem tiyatro yaptım. 30 sahne almışımdır en az. Deneyenler bilirler, çok eğitimsiz de olsa bu acemi oyuncular, marjinal tiplerdir. Kendi söylediği yalana inanıp o hayatı yaşayanlar mı ararsın, megolomanlar mı, diyaframdan konuşabilmek için, içine Haluk Bilginer kaçmış olanlar mı... Her çeşit mevcuttur. Balık hali gibidir. Köpek balığı da vardır hamside, yengeçte. Hatta halden ayrılınca, balık kokarsın buram buram. İşte tiyatro dünyasına bir kere girince, benzeri bir koku taşırsın üstünde. 




19 Eylül 2015 Cumartesi

Facebook Kullanım Talimatnamesi

Dünyanın başına gelen en kötü şey, Hitler ve Stalinin aynı dönemde doğup, siyasete atılıp, üstüne bir de askeri kariyer yapmasıdır bence. Nihayetinde iki acımasız despot güç, birbirlerini yeyip bitirirken, bütün dünya kasıp kavrulmuş. Bir kısmımıza bu acıyı yaşamak kalmış, diğer kısmımıza ise bunları duyup, dünyanın acımasızlığı yüzünden savunma mekanizması geliştirmek. 

Türkiyenin başına gelen en kötü şey ise, Mark Zuckenberg in Facebook u Türkiye ye açmasıdır.
Tamam ikisini aynı kefeye nasıl koydun diyeceksiniz ama Türk insanının egosunu bu kadar gereksiz yere tatmin edebilmesi, ilerleyen dönemler için, yeni megolomanlar yarattığında bu sözü gururla heryerde paylaşabilmemi sağlayacak. Siyasetçiler değişecek, savaşlar çıkacak, afetler olacak. Her zaman ki gibi hepsi gelip geçecek ama biz facebook un insanı insanlıktan çıkaran olanakları ile yetişmiş bir toplum olacağız.

16 Eylül 2015 Çarşamba

Açılın! Geyiğim var

Herkesin belirleyici özellikleri vardır. Şuradaki, sulu şakalardan hoşlanmaz, film izlemeyi kitap okumaya tercih eder, sarımsak yemez. Öbürü, çalışmayı sevmez, alkol sofralarına bayılır, futbol holiganıdır. Diğeri, mülaimdir, sesi çok çıkmaz, zekidir ama hayrı kendinedir. Ben, diğer hobilerimi hep kitaplarıma feda ederim, fantastik şeyler izlemeye, okumaya bayılırım. Arabesk sevmem. He evet evet kültürümüz. Ne köyde büyüdüm de çeşmeden su alan kız oldum, ne de bıyığımı bura bura meyhanede rakı içtim. 

Kendi hayatından izler bulamıyorsa insan ısınamaz o filme, müziğe, kültüre. Bir önceki neslin kültürüydü o. İnşaatta çalışırken meşhur olan pala bıyıklı İbrahim Tatlısesin, genç kızların sevgilisi olduğu zamanların kültürü. Şimdi gitmek istemiyorsam, kapatırım android telefonumu, kimsede benim postijli saçlarımı yolup bir yere götüremez. Saçlarını yol getir? Git ara bul getir? - aramaya gerek yok abi yer bildirimi yapmıştır. Hah Starbucksta mokalı makiyatolu koko moko içiyor. 

Huzursuz Kaltak Sendromu

Sağ bacağımı kontrol edemiyorum bazen. Farkına varıp durduruyorum topuğumla yaptığım tıktıkları. Birkaç saniye sonra farkında olmadan tekrar başlıyorum aynı tıktıklara. İşte bunun adı, huzursuz bacak sendromu. Bacağım huzursuzsa, bende huzursuzum demek ki. Kendimi kandırmanın alemi yok. Yoksa sadece o mu huzursuz lan. Sağ bacağımı aldım, solu almadım da ondan huysuzluk mu çıkarıyor. Bakiyim. Almışım, ondan değil. Peki neyden? Sinemden!
Sendromum şekil değiştirip, Huzursuz kaltak sendromu oluyor. Alacağım haberleri az çok tahmin edebiliyorum.

15 Eylül 2015 Salı

ÇOK DERTLİSİN GÜLİN TEYZE

Neler var lan şu hayatta


Mutfak masası, aslında sadece kahvaltı yapılan, kahvelik, baharatlık, ıvır zıvır konulan bir eşya değildir. Gizli bir misyonu vardır mutfak masasının. Kadınsal muhabbetler. Ne dedikodular döner, ne dertler çözülür o masada. Nato zirvesinde alınamayan kararlar alınır mesela. Kahve falları yorumlanır. Gelmeyen mesajlar beklenir. Ana avrat sevgili, koca, nişanlı çekiştirilir.

12 Eylül 2015 Cumartesi

AZ VEREN CANDAN ÇOK VEREN AŞUFTE

Dıştan yakışıklısın dediler , içimdeki acıyı bilmediler.Çok gülüyorsun dediler , hergün ağladığımı bilmediler .Hayatı seviyorsun dediler , yaşarken öldüğümü görmediler . . ! 
3 dakika baktım. Önce fotografa baktım, sonra yazıya baktım.  Fotografı öğlen saatlerinde çektirmiş. Masada oturuyor. Önünde çay bardağı. Öğle yemeğinde küçük Emrah ı yemiş de sindirememiş gibi bir yüz ifadesi var. Sarışın, mavi gözlü,düzgün bir fiziği var. Üniversteyi yeni bitirdi. Hafta da en az 3 kız götürüyosun. Hala fotografa bakıyorum. Bunları niye yazmış, kimi etkileyeceğini düşünmüş anlamaya çalışıyorum. Girdap oluyor foto gözümde. İnsanlık tarihinin onun perişan halini görmesini istiyor. Masada çay içerken hemde! Dur bakiyim, acısını anlamaya çalışayım: Fotografa bakınca ne görüyorum? Boynu bükükleerrr, boynu bükükleeeerr. Anasız baabasıııız, garip yetimleeeerrr. (Küçük emrah şarkısı) İt herif, üniverste okurken kira bile vermedin 3 oda bir salon oturduğun daireye. Tamam ailenle çok yakın değilsin ama oturduğun evi baban aldı sana. Ne acısı ne ölmesi. görende köy meydanında anasına saldırdılar sanar.

Aynı çocuk dükkana giriyor havalı havalı. Bu sefer Emrah ı sindirmiş. Tatlı olarak Tarkan ı yemiş gelmiş. Git sıç o Tarkan ı! Daha Emrah ı kabullenemedim. Anlamaz ki.... Motorunu park edip abla naber diye yanıma geliyor. Kendisinden 2 yaş büyüğüm ama alıştım abla lafına. Çocuğun abi amca emmioğlu takıntısı var. Hacı demesin diye susuyorum.

11 Eylül 2015 Cuma

Türk Dizisi Çekmek İçin Şart Olan 9 Madde

Gıcığım size Türk dizileri!


Ama hepinizi de izliyorum. Çünkü izlemek zorundayım. Neden mi? Bu blogu neden yazıyosam ondan. İşim yok çünkü. Var da yok. Yani çalışırken bir yandan beni oyalayacak bir şey olması lazım.
Kendimi yiye yiye, sinir ola ola izliyorum.
Bir yandan da bu benim toplumumun yansıması mı diyorum. Bizden birşeyler bulmasak o kadar izlemeyiz değil mi? Ama nasıl tahammül ediyorlar anlamıyorum. Neler var neler aha buda klişe oldu dediğim. Mesela;

Yayık ağız: Ağzını yaya yaya konuşan Türk kızları. Bu cins özellikle romantik komedi dizilerinde görülüyor. 
Terazi kefesi gibi ağzı var karının her açısında 3 kilo patlıcan koysam tartar mı, şu yemek masası o ağıza girer diye düşünmekten ne söylediğini anlamıyorum.