Hoşlandığım bir çocuk var o dönem. İlk izlenimleri vermeye çalışıyorum. Evde bile fondotenle gezen, saçı başı savaştan çıksa bile bozulmayan, elbisesi hiç kırışmayan tipte bir leydi imajı çizeceğim hesapta. Başkası olma kendin ol diyecek bir Tarkan bulamadığım için kendimi başkasına çevirmeye çalışıyorum.
Sabırsızca geçen 3 günün ardından küçük sevimli kardeşimin yürüme evresini yeni geçtiği için evde cirit attığı dönemlerden birinde pıtır pıtır sessizce yanıma yanaşıp, geceden yıkayıp saatlerce ütülediğim saçlarıma sakız yapıştırmasıyla başlıyor kabusum. Her anlayışlı abla gibi 'ee e kaka naaptın cıs' demek istiyorum ama sanırım gözlerimden ateş çıktığı için koltuğun altına saklanan kardeşimi vilada sopasıyla dürterken buluyorum kendimi. Annemden terlik yediğimi söylememe gerek yok sanırım. Saçlarımın hatırı sayılır tülerik ve yapışık kısmını kestikten sonra sabah yapacağım heyecanlı görüşmeyi düşünerek uyuyorum. Şahane bir elbise seçtim ve topuklu ayakkabılarıma bile katlanacağım o elbise için.
Şahane bir sabaha uyanacağıma hayatımın en boktan sabahına uyanıyorum. Adet olmuşum. Karnımın içi iki fil güreş tuttuğu için böbreklerimi eziyorlarmış gibi ağrıyor. Savaşta yaralanmışım gibi kan gövdeyi götürüyor. Gece debelenip terlediğim için saçım başım bozulmuş. Ama çocuk beni bekliyor. İki güçlü ağrı kesici yutuyorum. Kimse yıldıramaz beni. O çocuk benim! Yüksek bir sınıftan, iyi eğitimli, yakışıklı, temiz aile çocuğu. Evlenilir bile onla ama ben daha çok avrupa seyahati düşünüyorum çünkü sık sık yurt dışına çıkmayı seviyor. Bu devirde doğru düzgün bir hayat yaşayan hem yakışıklı hem temiz adam bulmak zor kızım pes etmek yok. Ortak arkadaşlar vasıtasıyla tanışacağız. Ben sadece sosyal medya hesaplarından gördüm. Öve öve bitiremiyorlar çocuğu. Bir hafta konuşup mesajlaştık ama ölüyorum çocuk için. Hayalimdeki prens.
