Şimdi size çok ilginç bir olay anlatacağım. Ama önden, arkadan biraz grizgah yapmam lazım ki beni deli sanmayın. Çünkü dümdüz anlatınca insanlar aklımı peynir ekmekle yediğimi sanıyor.
Hayatınızda yaptığınız en büyük çılgınlık ne? Genelde dönüm noktalarıdır. Evlenmek, çocuk yapmak, istifa etmek, çok yakınınıza rest çekmek, büyük bir yalan, itiraflar, anlık dürtülerle verilen kararlar.. bla bla bla... Şimdi size aklı başında insanların yapmayacağı birşey anlatacağım. Bu post, evde kaldım sananlara, bir daha aşık olamayacağına inanlara, hayatımda kimse yok diyenlere, umutsuzluğa düşenlere gelsin.
19 yaşımda, üniverste sınav sonuçlarımı beklerken, bir tiyatro klubüne girdim. Herkesin genç olduğu(orta yaşı bulanların bile), yazlık dizi havasında, havada aşk kokularının olduğu, vurdum duymazlığın dibe vurduğu, eğlenceli ortamlardır tiyatro klüpleri. Ne kadar renkli bir ortam olduğuna ŞURADAN bakabilirsiniz. Oturduğum semtte tesadüfen oturupta o klübe gelen birkaç kişi bile vardı ki tiyatro salonuyla çok alakasız bir semtte oturuyordum. Haliyle 19 yaşında bir kıza asılan, baya oyuncuyla karşılaştım ama o dönem uzatmalı bir ayrıl bir barış modunda bir sevgilim vardı. Hava harp okulunda okuyordu. Aramızdaki aşk bildiğin bitmişti ve ben 3 senenin sonunda, bir çok duyguyu tüketmiş bir insan olarak, bir daha böyle heyecanları yakalamamın zaman alacağına adım gibi emindim. Ben, o herkesle çıkmayan, gidenin yasına hürmeten uzunca bir süre bekleyen tiplerdenim. Resmen benden geçti diye düşünüyordum. Eve birlikte döneriz diye, birkaç kişi de vardı telefonum ama, daha klübe başlayalı birkaç gün olmuştu.
Daha önce yazdıklarımdan az buçuk anladıysanız klüpteki kızlar görür görmez sevmediler beni. Aralarına yeni katılan bir kızın dikkat çekmesi pek işlerine gelmedi. O kadar ki birgün biri soyunma odasına pat diye daldı. Beni iç çamaşırlarımla görünce önce bir dondu. Gülümsedim ve hiç yokmuş gibi giyinmeye devam ettim. Heheeey 55 kiloyum o zaman, göğüslerim 90 beden, hatta tam olarak 90-60-90 ım. Benden nefret etmen için daha çok sebep vereyim canım ben sana.
-Seni hiç sevmiyoruz biz.
-Aa aa ne kadar güzel bir giriş. Üzülmem mi lazım.
-Bil istedik.
-Okey. Çıkarken kapıyı kapat. Rüzgar yapmasın.
Arkasından bu çocukça hareketine daha çok güldüm. İlgi bekleyen bir ergendi sadece ve bu entrikaya üzüleceğimi sanmıştı. Ah garibim bilmiyor ki ben alışkınım.
Tanımadığın bir insanı neden sevmezsin. Hatta bir de neden bunu söylersin hala anlam veremem buna. Tahmin edilebileceği gibi kız sonra totomdan ayrılmadı. Hatta bir kısa film bile çektik onunla.
Tam o gün evde akşamüstü, çok büyük bir kıyamet kopuyordu. Beni takip edenler, babamla pek anlaşamadığımı bilir. Her üniverste mevzusu açıldığında polis olacaksın diye tutturdu. Annemin de ben istemediğim için karşı çıkmasıyla, geniş kapsamlı sülaleyi içine alan bir kavga çıktı. O kadar canım sıkılmıştı ki, başımı alıp gitmek istedim o gece. Kafamda ne yapacağımı evirip çevirirken bir mesaj geldi.
-Yarın provaya geliyor musun?
-Yok gelmiyorum.
-Ama gelmen lazım rol dağılımı var.
-Benim için farketmez. Hoca ne bulduysa onu versin. Pala Mahmut yapsın isterse.
Bir an, Kimle mesajlaştığımı bile hatırlayamadım. Klüpten birkaç kişiyle böyle mesajlaşıyordum. Zaten klübe gireli 5 gün olmuştu.
-Canın mı sıkkın senin?
-Evet
-Yarın buluşalım o zaman, Moralin düzelirse gideriz klübe.
Ertesi gün buluştuk. Akşama kadar sohbet muhabbet ettik. Canım o kadar sıkkındı ki oturduğumuz kafede sigara ve kahve dışında hiç birşey yemedim. Akşama doğru otobüs durağına doğru yürürken kavun karpuz satan bir tezgahın önünden geçtik ve birden içimin nasıl yandığını farkettim.
-Kavun alalım mı?
-Eve mi götürüceksin?
-Yoo yiyelim işte
-Nerde yiyeceksin kavunu Miras?
-Kavuncu amcalar keser bize. Şu karşıdaki parkta yeriz.
Oturduk bir parka. Kestirdiğimiz kavun ve büyük bir şişe suyla. Karşımda o kadar kibar yiyordu ki kavunu, aman üstüne damlasın aman elleri berbat olmasın diye ne yapacağımı bilemedim. Bir ona baktım. Bir kavuna baktım. İçim daha çok yandı. Sonunda kavun galip geldi ve kafamı gömdüm koca bir dilimin içine. Kahkaha sesiyle kaldırdım kafamı kavundan. Yanaklarımdan kavun suları ve çekirdekler akarken.
-Neye gülüyosun, hiç mi kavun yiyen, içi yanmış birini görmedin.
-Çok tatlısın sen. Evlenelim mi?
-Olur.
Sonuçta kavun aldı bana. Kavun bitene kadar bence olur. Aradan bir yarım saat geçti. Kavun bitti ama espri bitmedi. Gayet planlı, programlı bir evlilik planı çizdi. Kafama bir balyoz indi. -Şaka yapmıyor.- Ciddiydi.
Nasıl güveneceğim ki ona? Ulan salak o sana nasıl güveniyor. Ya manyaksa? Evdekinden daha manyak olamaz. Üniversite? Evli olan okuyamaz diye bir kural mı var. Tipide iyi. Güzel giyiniyor. Arabası var ama tamirdeymiş. Orta halli o zaman. Amaaaaan başlarım. Karşımda en az benim kadar deli bir insan var. Adam hiç tanımadan evlenme teklif etti. Tencere kapak misali bu kadar delisini nerden bulacaksın bir daha. O bir zar attı. Ben neden atmayayım. O kadar manyak mısın Miras. Dur bir düşüneyim. Evet Manyağım. Olmadı boşarım. Bunu da bi deneyeyim o zaman.
-Eve gidiyorum ben.
-Niye?
-Anneme söyleyeyim evleneceğimi.
-Hee kabul ettin yani
-Teorik olarak ettim ama bu gibi durumlar için insan bi tek taş taşır yanında
-Pardon ya ben ne bileyim evleneceğimi. Evden çıkarken 'bugün bi kıza evlenme teklif edeyim bari' diye çıkmadım sonuçta.
Evdeyse tam olarak şöyle bir ortam oluştu. Yatak odasının koltuğunda bir adet baygın anne. Yatağın üstünde elinde telefon sırıtan bir adet ergen ve havada uçuşan mesajlar.
-Ayyyyh kızım sen öldürücek misin beni? Ben erken yaşta evlendim de bok var gibi sen kimle evleniyosun? Kaç yaşında?
Heee bunu sormadım bak. Çaktırmadan mesaj atayım bari "yaşın kaç?"
-26 mış anne.
-Mış ne kız! Sen tanımıyo musun bu adamı.
-Olur mu anne tanıyorum işte.
-Ne iş yapıyor bu adam yaşı da büyük senden. Kız sen hamile misin yoksa koparırım o etlerini.
-Yok be kafayı mı yedin. Ne hamilesi. Ne iş mi yapıyor.
Haaah şahane. Harbiden o kadar saat konuştuk ne iş yaptığını hiç sormadım ben nasıl bir manyağım. Allahım inşallah işi vardır. Yaz Miras "Ne iş yapıyosun sen?"
-Haa belediyedeymiş anne. Bilgi işlem uzamanıymış-tır-mış-dı-ecek acak (zaman dilimlerini birbirine soktum). Yani öyle. Bayağı uzman anne.
-Ha iyi bari memur. İşi var belediye iyi.
Anaa memur karısı olucam. İyi bişeydir herhalde.
Bu sorular böyle gitti. Her soruda bir mesaj. O akşam annemin sayesinde tanıdım neredeyse onu. Anasını babasını, işini, gücünü.. Görücü usulü evlensem hakkında daha çok bilgi sahibi olurdum herhalde. 2009 da 25 temmuzda bu olayı yaşarken, hiç birşeyin farkında değildim. Hatta umrumda da değildi. 2010 da 25 temmuzda evlendik. Şimdi düşününce çok büyük bir riskti. Onun ailesi de olayı aynı şokla karşılamış. Ben evleniyorum dediğinde, hangisiyle diye sormuşlar. Çapkın çıkabilirdi, dövmeyi seven, saygısız bir adam olabilirdi, çalışmak istemeyen bencil bir hayvan da olabilirdi. Ben yollu olabilirdim. Kıskanç dırdırcı çıkabilirdim. Bence o da manyak. Ama olmadı. 7 senedir, o kadar çok sevdik ki birbirimizi, ilgimizi azaltamadığımız için çocuk bile yapamadık. Unuttuk yapmayı. Birşey unuttuk diyorum arada bir. Haa çocuk, bir ara yaparız deyip yine unutuyorum.
Siz farkında olmadan buluyor aşk sizi. Çaktırmadan, hissettirmeden... 3 gün sonra hiç tanımadığınız biriyle pat diye evlenmeye karar vermeyin siz gene de o bana has bir kafa ve çok riskli ama dünya öyle hızlı dönüyor ki birkaç gün sonra ne olacağını, hayatın ne gibi mucizeler üreteceğini bilmeniz imkansız ama bunu düşünerek umuda tutunmak daha kolay yaşamayı sağlıyor.

Kavunun faydaları saymakla bitmez. Vitamin, sindirim sistemini düzenleme, bağışıklığı güçlendirme, koca bulma, hepsi bir arada (kavunla koca bulan tek salak benim demi? Acı gerçek.)
Her 25 Temmuz da pasta yerine kavun keseriz biz. Kesmece bir aşk yaşadık. Bir dilimin tadına bakıp anlayabildik güzel olduğunu kavunun. . Her hapşırdığımda 'ömrüm senin olsun' dedi. Benim cevabım da hiç değişmedi; benimki de senin...